Ana içeriğe atla

Kızım ve gıda alerjileri

Hamileliğimi “çok iyi geçti” diye hatırlıyorum bugün geriye baktığımda. 32 yaşında hamile kalmıştım, ne “hamileyim, seyahat edemem” gibi bir psikolojiye girmiştim, ne de “işleri rölantide götürme “ hevesine kapılmıştım…. Hem bir iş transferine liderlik yaptığım için çalıştığım şirketin Bursa fabrikasına her hafta gidip geliyordum, hem İstanbul’da ekibimi yetiştirmeye, bir yandan da işleri yürütmeye çalışıyordum. Akşamları 19:30’dan  önce çıktığımı da hatırlamıyorum….Kimse takdir etsin diye değil, aileden gördüğüm sorumluluk bilinci bunu gerektirdiğinden.  (Kısa süreli hafızası olan dinamik şirket ortamlarında bu beklenti anlamlı değildir zaten J) Ama zaten çok mutluydum, sanırım işini seviyorsan, o sana hamilelik nedeniyle yapamayacağın bir yük gibi gözükmüyor. Ama çalışmayı sevmiyorsan hamileliğe gerek yok, onlarca başka bahane de bulabilirsin işten kaçmak için...
Hamilelikte tek sorun, doktorumun abartılı bir şekilde ele aldığı “gebelik diyabeti” idi. Ondan dolayı ciddi bir diyete girmiş, son 3 ayda 3 kilo almıştım. Yeter ki kızım sağlıklı kiloda doğsun diye… Nasılsa onu doğurduktan sonra istediğimi yiyebilirdim…
Ve kızım geldi…
Almila Zeynep’im,  normal doğumla dünyaya geldi, normal bir boy ve kiloda…
Anne sütüyle beslenmeye başladı….
Buraya kadar herşey normal.  İdealist bir annenin hayalini kurduğu gibi…
Yeni doğan sarılığı bizi biraz üzse de “normal “ olduğunu anladıktan sonra hayatımızı “normal” şartlarda devam ettirdik…Ben herşeyi yiyordum, emziren annelerin çoğu gibi….
 Ta ki çocuk doktorumuz Dr. Murat Kandemir, kızımın cildindeki kızarıklıkları, her beslenme sonrası kusmalarını “anormal” olarak değerlendirip, bize ısrarla “ailede alerji olup olmadığını” sormaya başlayana kadar… Başka cevabım “Hayır,  kimsede yok “ iken, üzerine düşündükçe geldiğim nokta ve bu konudaki düşük farkındalığım ürkütücüydü.  Kendi çocukluğumda yaşadığım iki vakayı hatırladığım detaylarla doktorumuza anlattım. O da yorumladı. Farklında değildim ama çocukken iki kere anaflaktik şok geçirmiş, ikisinde de şans eseri dakikalar içinde sağlık kuruluşuna yetiştirildiğim için bir iğne ile tekrar rahat nefes alabilir hale gelmiştim. Olayları hatırlıyordum ama balık ya da deniz anasının zehiri beni bu hale getirdi diye düşünüyordum. Ben çocuktum, ama  annemle babam da bunun alerjik bir reaksiyon olduğunu ve her yıl binlerce insanın bu şekilde hayatını kaybettiğini uzun yıllar sonra öğrendiler. Bu yaşadıklarımın alerjik bir reaksiyon olduğunu olaydan 25-30 yıl kadar sonra anlıyor olmam, ilginç bir yüzleşmeydi.
2000 yılında geçirdiğim, kortizon tedavilerine rağmen ancak bir ayda ayağa kalkabildiğim o ciddi bağışıklık sistemi rahatsızlığının da, benim kendi kendine sorun çıkarmakla meşgul bağışıklık sistemimin bir oyunu olduğunu 35’imde öğrendim!  
Yine de alerji konusu, “normal”,  bir konuydu, çocukların % 10 ‘u bunu hayatının bir döneminde yaşıyordu…Ne olacak bende vardı demek ki onda da olacak. Doktorumuz belli şeyleri tüketme demesine rağmen, bir hafta tüketmeyip sonuç değişmeyince vazgeçiyordum. Kızım belki de eskilerin dediği gibi gerçekten“süt yaradığı için “ fazlasını kusuyordu.
Ta ki…
Bir yaşına gelip hala anne sütünden başka hiçbir şey tüketememesinin , kakasını yapamadığı için karşılıklı saatlerce ağlamamızın “normal” olamayacağını “BEN” kabul edene kadar. Doktorumuzu bizi bu konuda Türkiye’de en iyisi Dr. Fügen Cullu’ya yönlendirdi.
Dr. Fügen Hanım, ustaca sorularıya, sıkıntıların cevaplarını kendi kendimize bulmamızı sağladı.  (bugün düşününce, doktorumuz kesin koçluk eğitimi almış J )
Söylediklerini uygulamaya başlar başlamaz, kızımın hayat kalitesi değişmeye başladı….
Ben ve kızım için dana etsiz, sütsüz, yumurtasız, buğdaysız, domatessiz, pirinçsiz, mısırsız, yulafsız, mandalina-portakalsız bir hayat başladı… Tabii bir de kızım için süt yerine geçen özel mama pregomin…
Emzirdiğim sürece bu diyeti ben de kızımla birlikte yaptım. Kızımın keyfi yerindeydi ya, bir de yiyemediklerinin eksikliğini hissettirmezsek herşey yolundaydı…bunun için baba yemeğini bizden ayrı yiyecek, (emzirmeyi bırakınca babası ile sırayla, ona göstermeden yemek yemeye başladık),  eve yemekli misafir gelmeyecek, dışarıda yemek yenilmeyecek, yenilmek durumundaysa almila ile annesi önce ayrı bir masaya oturacaklar, Almila’nın evden gelen yemeği yedirilecek, yemekler ortadan kalkınca aynı masaya geçilecek…Çizgi filmlerde birisi çilekli kek ya da pizzadan bahsederse, araya başka bir konu sokulacak, kanal değiştirilecek. Eve gündüz bakıcısıyla gelen çocuklar Almila nın yediklerinden yiyebilir ama başka bir şey yenilmeyecek. Bakıcı abla ile gidilecek evler aranacak, çocukların yemek faslının bittiği sorularak öyle gidilecek….
Tüm bunların yanısıra çevre faktörler… Herkesin “vahvah, tühtüh, aaa  çok üzülüyorum” ları itina ile göz ardı edilecek. Bir kulaktan gidip diğerinden çıkacak…”Benimkinde de vardı, yediriyorum ne yapayım” diyene, hiçbir şey açıklanmaya çalışılmayacak, sonuçta “benim yaşadıklarımı yaşasaydın, sen de aynı şeyi yapardın “lara  hiç girilmeyecek…Almila da duyuyorsa,onun yanında bu kadar düşüncesizce konuşan insana kaş göz işareti yapmakla uğraşılmayıp,  Almila’ya dönülüp başka bir konu konuşulmaya başlanacak…
Kan değerlerinden “Ige total’i 20” olup ve “Benim de çocuğum alerjik “diyene, “Almila’nın kan değerlerine doktorlar bile inanamadı, 3 farkı laboratuvarda tekrarlattık, Ige total değeri şu anda 13.000” denmeyecek. İlk başka 5400 çıkan bu değer, 10.000’in üzerine çıkınca, Dr. Fügen Hanım’ın “Sizinki ayrı bir vaka, bundan sonra doktorunuz eşim Dr. Haluk Çokuğraş olmalı, bu konuda Türkiye’de az sayıda vaka var, çoğunu o inceledi” dediğinde dünyanın nasıl başıma yıkıldığı, asistanlarından, “Fügen Hanım ile Haluk Bey’in geç saatlere kadar literatür tarayıp, vakayı değerlendirdiklerini” duyduğumdaki korkularım, kızımın geleceğine yönelik endişelerim anlatılmaya çalışılmayacak…
Hele internette bu rahatsızlığı yaşayan çocukların fotoğraflarını açmamla kapamamın nasıl bir olduğunu, Umut’un tam da iş sehayatinde olduğu o bir hafta boyunca neler yaşadığıma hiç girilmeyecek… Ve sonunda Dr. Haluk Bey, Almila’yı ilk muayene edişinde “bu çocukta farklı bir durum var, bu yüksek Ige ‘yi tolare ediyor,  içeriye bambaşka bir çocuk girmesini bekliyordum, böyle bir vaka öncesinden görmedim ama zaten nadir bir durum, kızınızdaki de gördüğüm tek örnek” deyip, bana bu rahatsızlıkla ilgili kendi yazdığı makaleyi gösterip,
“Düşündüm, taşındım, kızınıza hiper ige sendromu tehşisi koymuyorum, kan değeri dışında alakası bile yok” dediğinde…
Yaşadığımız ”gıda alerjisi seviyesinde”  kaldığında….
Hissettiğim mutluluk, sadece yakın çevremde olup, neler yaşadığımı bilenlerle paylaşılabilecek…Sonuna kadar kutlanacak…
Sadece gıda alerjisi…Yani geçecek…En fazla 4 yaşına geldiğinde….
Hiper Ige sendromundan değil, alerjiden bahsediyoruz…
Eşeğimizi kaybettik ve bulduk misali…  
Üstelik, bende de aynı değer 1000’e yakın çıkınca dedik ki demek ki bizim ailede var böyle bir durum…
Tecrit bir dünyayı ne kadar başarabildik bilmiyorum. Biz ne kadar gizlesek de, anneannesine giderken asansörde “anneciğim, asansör ekmek kokuyor” dediğinde, hayatında yemediği ekmeğin kokusunu tanıyışıyla içimizin cız edişi… Gittiğimiz mekanlarda kaşla göz arası eline verilen bisküviyi ağzından  almaya çalışırken yaşadığı şaşkınlık ve üzüntü…
“Benim kızımda da alerji var, ben glütensiz unla yapıyorum ekmeğimi, kekimi” diyenlere glütensiz un içindeki mısırı da tüketemeyeceğimizi, ona da alerjimiz olduğunu anlatmak nispeten daha kolaydı…
Ama  en yakınlarım dışında, birçok insanın konuyla ilgili hep söyleyeceği şeyler vardı…
Kızımın beslenemediğiyle başlayan bu konuşmaların sonu mutlaka “vah vah” ile biterdi..
Kızımın diyetini duyan herkes anında beslenme uzmanı kesilirdi…
Üstelik bunu söyleyen insanların çocuklarına yedirdikleri de bana ürkütücü geliyordu…İçimde ben de “vah vah” diyordum onlara…Şişman yetişkinler olma yolunda emin adımlarla giden çocuklar…Beslenemeyen kızım “Bakliyat, sebze, meyve,kuzu eti” yerken, onların iyi beslenen çocukları bilumum boyalı meyveli yoğurtlarla, hazır tatlılarla almaları gereken tüm gıdaları (!) alıyorlardı…
Çok isterdim un yiyemiyorsa bile yulaf yiyebilsin ki sosyal hayatımıza aynen devam edelim, başkalarının yediğinin bir benzerini ona yedirebildiğim için sıkıntı çekmesin, “bende de bu var” desin…Elimde bir tek nohut unu vardı, onun da hazırı katkı maddeleri nedeniyle alerjik reaksiyona sebep olmuştu. Evde nohut unu yapmak, içine patates katıp ekmek yapmak…o da ayrı bir yazı konusu.
3 yaşında ilk ekmeğini yedi kızım. Sabırla, azar azar…sonra yumurta sarısı, pirinç….
3.5 yaşında inek sütü ve dana eti alerji değerlerinin, neredeyse “negatif” e döndüğünü gördük….
Artık okula da gidiyor. Ve alerji konusunun çok farkında…Ama büyüdükçe geçen bir durum olarak bildiği için, ve bugüne kadar da hep öyle ilerlediği için sıkıntı yapmıyor gibi gözüküyor. Ekmek yiyemediği günleri muhtemelen hatırlamıyor… Öyle bir diyet 2.5-3 yaşından büyük bir çocukta pedagog desteği olmaksızın yürütülemez herhalde….
Kızım yeni gördüğü hiçbir gıdayı bana sormadan yemiyor, nasılsa ileride yiyeceğinden çok emin, “anneciğim, bunu kaç yaşımda yiyebileceğim?” diye soruyor. Birkaç kez denedik, biz etrafta yokke n alerjisi olan gıdalar teklif edildiğinde “karnımı ağrıtır” diye geri çeviriyor. 
Her tatile gidişimizde yanımızda “epipen junior” ımızı götürüyoruz, kullanmama ve aynen geri getirme temennisi ile… Sonuçta bu kadar alerjik bir   çocuğu, tatilde arılardan, deniz analarından koruyamayabiliriz. Bu iğnenin yanımızda  olduğunu bilmek bile bir güven hissi veriyor.
Alerji konusu ise şu an günlük hayatımızı hiç etkilemiyor diyebilirim…İleride alerjik astım olarak tekrar hayatımıza girmesine doktorumuz % 99 ihtimal olarak baksa da çok önemli değil, 2000 sonrası doğan kuşakta çok yaygın bu durum ve ergenlikle birlikte geçiyor.
Alerji neden bu kadar yaygın ile ilgili benim okuduklarımdan çıkarımlarım ise bambaşka bir yazı konusu…


2017 yılından ilave notlar: Almila artık 9 yaşında. Ve ekmek dahi yiyemediği o günleri hatırlamıyor bile. Yukarıda yazdığım, yaşarken beni hüngür hüngür ağlatan nice olayı unutmuşuz :) Ve ilginçtir, etrafında tozdan nemden bu kadar etkilenen çocuk varken, kızımın hayat kalitesini çok etkileyen bir alerji durumu yok. Sadece kdönem dönem irpik dipleri kepeklenip dökülüyor, bunu da görmeseniz bir dönem bu kadar yoğun alerjiler yaşadığını anlayacağınız hiçbirşey yok. Beraber bahar temizliğine girişsek, ben kabarıp hapşurmaya başlıyorum, onda hiçbirşey yok :) Ve kardeşi olursa %100 alerjik olur düşüncem de yanlış çıktı. Oğlum 3 yaşında, 2 yaşına kadar koruduğumuz ve önlem olması için diyet yaptığım için mi yoksa doğuştan mı bilmiyorum alerjisi yok. Ve ben şu anda sadece o dönemim öğrettiklerine şükrediyor, çocuklarımın diğer arkadaşlarıyla aynı şeyleri yiyebilmesinin tadını çıkartıyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hayatı belirleyen tutumlarımız-1

  Hep dilimde olan ama gerçek anlamda yeni yeni yapmaya çalıştığım birşey bu... Beni üzen, bende negatif duygular yaratan şeyleri/kişilerin hayatımdaki payını küçültmek, mümkünse onları hayatımdan çıkartmak.... Mümkün değilse de, yarattıkları olumsuz duygulardan daha az etkilenmek... Hayata daha "olumlu bakabilmek". Olumsuz bakanın fikirlerini kendilerine bırakmak... Olan tek hayatımı ağız tadıyla yaşamak...

Hayatı belirleyen tutumlarımız-2

Hayata nasıl yaklaşırsak o yönde bir karşılık alırız, biliyorum... İyiyi görmek istedikçe iyiler çoğalır, kötülere odaklandıkça hayat giderek çekilmez hal alır, çoğumuz gibi farklı zamanlarda ikisini de denedim...Gerçekten böyle oluyor. Şu aralar ise farklı bir durum ve ruh hali içindeyim. Sabah yataktan "şükrederek" kalkıyorum.